Anlam ve kavram olarak canlı nedir? Bir fizikçi için canlı nedir, bir biyolog için canlı nedir?
Canlılığın tanımı genelde biyoloji bilim dalının çerçevesinde yapılır. Çünkü biyolojiye göre bir canlı karmaşık bir yapıda olmalı. Örneğin besin alışverişi yapabilmeli, geçirgen bir zara sahip olmalı. Canlılığın ana koşullarından biri de DNA ve benzeri yapıların kendisini çoğaltmasıdır. Kopyalanma yani çoğalma işlevini gerçekleştirebilmek canlı olmanın temel koşulu sayılır.
Biyoloji bilimi bu tanım içerisindeki canlı varlıkları inceler. Bir fizikçi ise nesnenin eylemini inceler. Bu nesneler genelde atom ve atom altı parçacıklardır. Bir fizikçi bir atomu incelediğinde onu cansız bir nesne olarak değil; hareketli, enerji alışverişi yapan ve yapısında büyük bir güç barındıran bir nesne olarak görür. Bu durum, atom altı parçacıkları için de geçerlidir.
Evren sonsuzdur dedik; peki, nesnenin büyüklüğü veya küçüklüğü?.. Atom altı parçacıklar da sonsuz mudur? Kanımca evet. Ancak bizi ilgilendiren bölümü ancak görebildiklerimiz denlidir. Sonsuza giden bir küçüklük ve büyüklük ile karşı karşıyayız. Matematikte +sonsuz ve –sonsuz kavramları gibi…
Sürekli sorulan bir soru var: Cansız nesnelerden canlı bir nesne nasıl oluşur? Biz bu soruyu şöyle soralım en iyisi: Fiziksel canlılar (atom, molekül) biyolojik canlıya nasıl dönüşür?
Hemen sorulacaktır: ne demek fiziksel canlılık? Atomlar canlı mı ki? Evet canlı diyebiliriz….
Şöyle bir varsayımda bulunalım. Bir dağ düşünün. Dağın dibinde demir tozları var. Dağın doruğunda ise cetvel boyutlunda bir mıknatıs taşı var. Aşınma ile bu mıknatıs taşı aşağıya yuvarlandı ve demir tozlarının içine düştü. Demir tozları öyle bir biçim aldı ki, hepsi inci gibi dizildi ve güzel denilebilecek bir yapı kazandı. Burada insan unsuru hiç işin içine katılmadı. Mıknatıs taşı demir atomlarını kendi gücü ile inci gibi dizdi… Kuşkusuz bu canlılığın kendiliğinden oluşunun doğrudan kanıtı sayılamaz. Ancak bir başlangıç için yeterli bir kanıttır…
Hani diyorlar ya; “sahilde yürürken kumdan bir kale görseniz bunu kim yaptı diye sormaz mısınız kendinize? Oysa mıknatıs taşının düştüğü yerde demir tozları hiçbir insan eli değmeden inci gibi dizilmiştir. Güzel bir yapı için bilinçli bir güce gereksinim her zaman var mıdır? Kısaca pek anlaşılmayan raslantı kavramı üzerinde duracağım: -Evrim için- “rastlantı” sayıca çok olan (olumlu ya da olumsuz) koşulların süreç içinde bir veya birkaç olasılığın bir araya gelmesidir. Rastlantı kavramının anlaşılmamasının nedeni, canlılığı oluşturan koşulların –örneğin atomların özellikleri- göz ardı edilmesidir. Örneğin güneş galaksisinde milyarlarca gezegen var. Diyelim ki yalnızca dünyamızda yaşam oluştu. Bu bir rastlantı mı? Hayır! Yaşamın oluşabilmesi için en uygun olan bir gezegen dünyamızda olmuş ki yaşam oluşabilmiş. Evrenin neresine gidersen git uygun koşullar yaratıldığında aynı yaşam biçimi orada da gerçekleşecektir… Sonuçlar farklı olabilse de…
Canlılığın oluşması için gerekli olan koşullar sağlanmalıdır. Bu koşullardan en önemlisi süreçtir. Örneğin şöyle derler: Bir ev vardır tahtadan, bir ev betondan, bir ev daha güzeldir bir villadır, bir apartman vardır, daha da güzeli vardır bir gökdelen… Bütün bunlar aynı malzeme (çivi, beton, demir, tahta, vb) ile yapılmıştır. Hepsini de bir mühendis yapmıştır.
Evrim böyle işlemez. Evrim basamaklı birikim ile ilerler. 5 basamak düşünün. Her basamağında oluşan nesne milyarlarca, milyonlarca yıl beklemektedir. 1 amioasitin oluşması için 3 milyar yıl beklenmiştir. Uygun koşullar oluştuğunda hiçbir güç bu oluşuma engel olamaz…
Cansız denilen nesneler aslında kendi içinde büyük bir gücü ve enerjiyi taşıyan canlı nesnelerdir. Aminoasitler bu cansız dedikleri ama aslında 1. basamak bir canlı olarak tanımlayabileceğimiz canlılardan oluşmaktadır.
Canlıları basamaklandırabilir miyiz? Bence evet… Eski dönemlerde bitkilere cansız nesneler olarak bakılırdı. Çünkü hayvanlar gibi yürüyemiyorlardı. Örneğin İslam’da insan dışındakilerde can yok denilir. “Hayvanlar güdüleriyle hareket eder onlar öldükten sonra yok olur; oysa insan öteki yaşamda yaşamını sürdürür.” Bu tür tanımlamalar yersizdir. Biz evrimsel süreci incelediğimizde basamaklı birikimin getirdiği canlılık türleri olduğunu görüyoruz. Sana göre bana göre canlı yoktur. Her nesne kendi içinde canlıdır ve bu canlılık nesnenin kendisidir. Yani nesne varsa enerji yani canlılık da var demektir… Bu nesne vardan yok, yoktan var edilemez.
Bir mühendis aynı malzemeden binlerce tür ev yapabilir. Ancak bu mühendis bundan 10.000 yıl önce bu evleri neden yapamıyordu? Burada göz ardı edilen süreçtir. Sanıyorlar ki her şey birden değişiyor veya birden dönüşüyor. Kuşkusuz mutasyonlarla değişim ve dönüşümler hızlı olabilir ancak mutasyondan başka yüzlerce etken bu değişim ve dönüşüme etkide bulunabilir. Örneğin doğal seçilim işin içindedir. Sonra genetik sürüklenme, sonra eşeysel seçilim, sonra varyasyonlar…
Uygun koşullar gerçekleştiğinde evrenin neresinde olursa olsun canlılık başlamaktadır. Canlılığın kaynağı ise sonsuzlukta, sonsuz enerjidir…